SOÇİ YOLUNDA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’ya hareketinden önce Esenboğa Havalimanı’nda açıklamalarda bulundu.

SOÇİ YOLUNDA
Serkan Öztürk
Serkan Öztürk
22 Ekim 2019 Salı 11:53

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:

Putin ile Suriye'deki gelişmeleri konuşacağım. Terör koridoruna izin vermeyeceğimizi açık ve net ortaya koyduk. Şimdiye kadar 2 bin 200 kilometrekarelik alan teröristlerden arındırılmış, 160 yerleşim biriminde kontrol sağlanmıştır. 444 kilometrenin terörden temizlenmesini hedefliyoruz. 

9 Ekim'den bu yana 775 terörist etkisiz hale getirilmiştir. 7 kahraman askerimiz, 79 Suriye Milli Ordusu mensubu kardeşimiz ve 20 sivil vatandaşımız terör örgütünün saldırılarında şehit olmuştur. 

Bu gece 22.00'de süre bitiyor. Amerika'nın ülkemize verdiği sözler tutulmazsa, harekatımızı kaldığı yerden bu sefer çok daha büyük bir kararlılıkla devam ettireceğiz. 

Güvenlikler arttıkça geri dönüşler artacak. Vicdan ve vizyon sahibi tüm ülkelerden, milyonlarca Suriyelinin vatan hasretini bitirecek bu projeye destek olmalarını bekliyoruz. Türkiye 8 yıllık mülteci yükünü daha fazla taşıyamaz. 

Rusya ile yakın iş birliğini artırmak istiyoruz. Türkiye ve Rusya, terörün her türlüsü ile mücadele noktasında hemfikirdir. Harekat Suriye'nin bütünlüğünü garantileyecek. Rejim unsurlarının bulunduğu alanlardaki PKK/PYD/YPG mevcudiyetinin sonlandırılması için atılacak adımları görüşeceğiz.

Rusya'nın Suriye'deki yeni rolü ne olacak?

Peki Soçi'deki görüşmeden Türkiye ve Rusya ne bekliyor? Rusya'nın, açık bir destek ifade etmekten çekindiği güvenli bölge kurma sürecinde rolü ne olur? Rusya niçin bu süreçte Türkiye’ye Suriye sınırının ötesinde terörle mücadele kapsamında operasyon yapma yetkisi veren, ancak bu yetkiyi de Esad yönetimi ile diyalog kurarak kullanmayı öngören Adana Mutabakatı’na vurgu yapıyor? Esad’la müzakere etmenin vakti geldi mi?

İstanbul Okan Üniversitesi’nden Rusya-Türkiye ilişkileri uzmanı Dr. Habibe Özdal, “Ankara ve Moskova’nın Suriye’de birlikte çalışmaya başladıkları dönemin genel özelliği “farklılıkları uyumlaştırmaya çalışmak” oldu. Zirveden beklenen de Suriye’de savaşın sonuna doğru gittikçe zorlaşan bu farklılıkları uyumlaştırmak eğiliminin devamı olacaktır,” diyor.

Her ne kadar Ankara'nın talep ettiği güvenli bölge, Kobani’nin batısından Irak sınırına kadar uzanan bölge olsa da, ABD ile varılan anlaşmaya göre güvenli bölgenin halihazırda Türkiye'nin operasyonu yürüttüğü bölgeyle sınırlı kalacağı öngörülüyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Özdal, “YPG’nin çekildiği yerlere Suriye ordusunun girmesi ve bu bölgeleri kontrolü altına alması Türkiye için herhangi bir sorun oluşturmuyor. Rusya, Suriye’de yeni anayasa çalışmalarının sekteye uğramaması vurgusu ile rejimin meşruiyetine zarar verilmemesi konusunda Türkiye’yi hassas davranmayı telkin ederken Ankara açısından ise güvenli bölgenin hayata geçirilmesi yarın gerçekleşecek olan görüşmesinin esasını oluşturacaktır,” diye ekliyor.

13 Ekim'de Suriye Demokratik Güçleri ile Şam arasında, Rusya'nın arabuluculuğuyla varılan uzlaşıya göre, Suriye-Türkiye sınırının Suriye ordusu tarafından kontrol edilmesi öngörülürken, Suriye askerleri, söz konusu bölgenin önemli bir kısmına girdi. Dolayısıyla Soçi’deki görüşmede ABD askerlerinin çekildiği ve Suriye ordusunun girdiği bölgenin geleceği de masaya yatırılacak.

Güvenli bölge konusunda Kremlin'in tavrı

Özdal’a göre; Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarına ilişkin genel görüşü, “Ankara’nın güvenlik endişelerinin anlaşıldığı ancak Rejimin meşruiyetine zarar verilmemesine” ilişkin çağrıda görülebilir:

“YPG’nin kontrolündeki bölgelerin Türkiye’nin yürüttüğü harekat sonrasında Suriye ordusunun denetimi altına girmesi ile Moskova açısından önemli bir fırsat yakalandı. Şöyle ki, bir yandan ABD askerleri bölgeden çekilirken diğer yandan SDG ile uzlaşı neticesinde Suriye ordusu alandaki varlığını arttırma imkanı elde etti. Üstelik Suriye’de rejim ile SDG arasındaki uzlaşı neticesinde tüm Türkiye-Suriye sınırını Suriye ordusu tarafından kontrol edilmesi hedefleniyor. Türkiye’nin kontrolündeki güvenli bölgenin durumu ise henüz netlik kazanmış değil.”

Güvenli bölge konusunda ise, Özdal, Rusya’nın Türkiye’nin Suriye’de rejim ile yapılacak görüşmeler neticesinde ortak bir karar alınmasına çağrı yapabileceğini düşünüyor ve ekliyor:

“Bir diğer alternatif olarak güvenli bölgenin kontrolünün Suriye ordusu ile ortak bir güvenlik bölgesi oluşturulması olabilir. Moskova uzun süredir Ankara’yı sürecin içinde tutmaya önem vererek rejimin de gücünü tesis etmesine uğraşmıştı. Tüm bu çabaların boşa gitmemesi için Moskova rejimin varlığını arttıran ve Türkiye’nin de kabul edebileceği bir düzenleme ile masada yer alacaktır. Moskova, rejim ile Kürtleri uzlaştırdıktan sonra şimdi ikinci ve zor bir başka uzlaşı peşinde demek mümkün.”

Özdal, Rusya’nın Barış Pınarı Harekatı başladığında verdiği tepkiye bakıldığında Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlaşıldığı ancak sınır güvenliği konusunda Adana mutabakatının öngördüğü şekilde Türkiye ve Suriye’nin ortak sorumluluğuna vurgu yapıldığını düşünüyor ve ekliyor:

“Buna ek olarak İran’a da garantörlük sorumluluğu verildiğini hatırlatmak gerekir. Bir diğer vurgu ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye topraklarındaki varlığının kısa süreli olması gerektiğine ilişkin.”

Ancak uzmanlar, Rusya’nın zirve sırasında Ankara ile Şam arasındaki diplomatik iletişim kanallarını zorlamaya çalışacağı görüşünde.

Suriye rejimi tecrit halini aşabilecek mi?

Özdal’a göre Moskova son dönemde bir yandan sıcak çatışmaların bitmesi ve takip eden süreçte siyasi çözümün adım adım uygulanmasını beklerken diğer yandan ise rejimin uluslararası alandaki izolasyonunu da kırmaya çalışıyor:

“Putin’in geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği Körfez gezisinde kısmi bir başarı elde ettiği söylenebilir. Bu bakımdan Esad’la doğrudan müzakere Ankara’nın daha fazla karşı karşıya kaldığı bir öneri olacaktır.”

İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Talha Köse ise, Rusya’nın Soçi’de Türkiye’nin ABD ile koşullu ateşkes çerçevesinde kazandığı diplomatik başarıyı azaltmaya, Türkiye’nin sahadaki askeri ilerlemesini dengelemeye yönelik adımlar atabileceğini öngörüyor.

Ankara'nın kırmızı çizgileri neler?

Euronews Türkçe’ye konuşan Köse, “Derin bir gerilim olmayacak, ancak Rusya bazı taleplerini rejim üzerinden söyletmeye çalışacak ve Ankara’nın masaya daha zayıf bir pozisyonda oturmasını isteyecek,” diyor.

Köse’ye göre, Münbiç ile Ayn-al Arab’ın rejim güçlerinin eline geçmesi çerçevesinde burada PKK/PYD’nin rejimin milis gücü adı altında statü kazanması Ankara’nın karşı çıkacağı bir durum ve “kırmızı çizgi”; zira bu model Kamışlı, Kobani gibi başka yerlerde tekrarlanabilen bir model olabilir ve Türkiye açısından güvenlik tehdidi doğurabilir.

“Esad rejimiyle temas ise kısa vadede Türkiye’nin isteyeceği bir şey değil. Anayasa müzakerelerinden önce bunu yapmak Türkiye’nin sahadaki gücünü azaltır. Türkiye gerek daha önce bölgeye yaptığı harekatlarda kontrol ettiği bölge gerekse kendi topraklarındaki Suriyeliler göz önüne alındığında 7-7,5 milyon civarında Suriyelinin çıkarlarını temsil ediyor,” diyen Köse, Türkiye’nin barış masasında bu aktörlerin siyasi pozisyonlarını temsil edeceğini düşünüyor:

“Rejimle erken bir tarihte masaya oturmak, yol haritası netleşmeden böyle bir angajman üstlenmek, bu aktörler nezdinde meşruiyetimizi zayıflatır ve Türkiye’nin barış sürecine katkısını azaltır.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.