TÜRKİYE’DEKİ EVLERİN SADECE %15’İ DEPREME DAYANIKLI

Değişik araştırmalara göre, mevcut 20 milyon binanın yaklaşık yüzde 40'ı projesiz, geri kalan yüzde 60'ı ise bir şekilde projelendirilmiş. Bu yüzde 60'ın içinde bile yüzde 10'u yetersiz projelendirilmiş, yüzde 30-35'in de güçlendirmeye ihtiyacı var. Yani geriye kalan yüzde 15'lik kısım için depreme dayanaklı diyebiliyoruz. "Binanın bulunduğu bölge de önemlidir. Zeminin dolgu olmamasına, yanında çok yüksek binaların ve derin hafriyatların bulunmamasına dikkat etmek gerekir. Kat çıkmaları, sonradan ilave edilen katları olmayan binalar tercih edilmeli. Kolon ve kirişlerinin düzenli olması, binanın mümkün olduğunca simetrik olmasına dikkat edilmeli, kiriş ve kolonları kesilmiş, projesine uygun olmayan binalardan uzak durulmalıdır"

TÜRKİYE’DEKİ EVLERİN SADECE %15’İ DEPREME DAYANIKLI
Ayşe Eda
Ayşe Eda
17 Ağustos 2019 Cumartesi 14:10

Türkiye Deprem Mühendisliği Derneği (TDMD) Başkanı Prof. Dr. Bilge Siyahi Gökmirza, depreme dayanıklılık açısından alınacak evin yaşının çok önemli olduğunu belirterek, "Çok yaşlı ev almamakta fayda var. 35-40 senelik bir evin deprem riski yüksektir ve çoğunlukla da ekonomik ömrünü tamamlamıştır. Alacağımız evin yaşına mutlaka dikkat etmeliyiz." dedi.

Gökmirza, Marmara depreminin 20. yılı dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin deprem kuşağında yer aldığının unutulmaması ve bu gerçekle başa çıkmak için gerekli önlemlerin alınması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Gökmirza, deprem konusunda bilinçlenme adına herkese önemli görevler düştüğünü ifade ederek, "Toplumun bilinçlenmesi çok önemli. Herkesin mümkün olduğunca daha az hasar görebilecek sağlam binalarda yaşamayı talep etmesi gerekiyor. Zaman zaman bu bilinç kısımının biraz eksik kaldığını düşünüyorum. Ülkemizde kamu kuruluşlarına baktığımızda 1999'dan bu yana olumlu bir takım faaliyetler sürdüğünü tespit ediyoruz. Bundan 20 yıl öncesine göre önemli adımların atıldığı noktalar var. Özellikle Acil Müdahale ve Afet Yönetimi sistemlerinin çok geliştiğini görüyoruz. Ancak toplumun bilinçlenmeyi kendisinin de talep etmesi noktasında bir takım eksiklikler var." diye konuştu. 

Prof. Dr. Gökmirza, ev alırken insanların dikkat etmesi gereken unsurlar olduğunu dile getirerek, "Öncelikle alacağımız evin mutlaka bir mühendislik hizmeti görmüş olması gerekiyor. Binanın yaşı çok önemli. Çok yaşlı ev almamakta fayda var. 35-40 senelik bir evin deprem riski yüksektir ve çoğunlukla da ekonomik ömrünü tamamlamıştır. Alacağımız evin yaşına mutlaka dikkat etmeliyiz. Binanın bulunduğu bölge de önemlidir. Zeminin dolgu olmaması, yanında çok yüksek binaların ve derin hafriyatların bulunmamasına dikkat etmek gerekir. Kat çıkmaları, sonradan ilave edilen katları olmayan binalar tercih edilmeli. Kolon ve kirişlerinin düzenli olması, binanın mümkün olduğunca simetrik olmasına dikkat edilmeli, kiriş ve kolonları kesilmiş, projesine uygun olmayan binalardan uzak durulmalıdır." ifadelerini kullandı.

- "Yüksek bina sayısı giderek artıyor"

Son yıllarda başta İstanbul olmak üzere ülke genelinde yüksek bina sayısının giderek arttığına dikkati çeken Gökmirza, şunları kaydetti:

"Temel olarak gerekli önlemler ve uygun projelerle inşaat mühendisleri olarak her türlü yapı projesini her alana uygulayabilme kapasitemiz var. Biz mühendisler olarak dünyada yaşanan her depremden dersler çıkarıyoruz. 1999 Kocaeli depreminde uygun yapılmadığında 4-5 katlı binaların nasıl yıkıldığını gördük. 1995 Dinar depreminde alüyvon üzerinde 1-2 katlı binaların hasarlarını gördük.

1985 Mexico City depreminde 15-20 katlı çelik binaların yıkıldığını gördük. Hepimiz ülkemizde ve özellikle İstanbul'da yüksek yapılaşmadaki artışların farkındayız. Yüksek katlı binaların depreme dayanıklılık tasarımı diğer daha az katlılara göre daha farklı yöntemler yapılmalıdır. Dolayısıyla bu tür projeleri tasarlayan mühendislerin bu konuda uzman olması, yapılacak zemin etütlerinin ve temel tasarımlarının daha özenli yapılması gerekmektedir. Özellikle zemin etütlerinin daha kapsamlı olması önemlidir."

- "Kentsel dönüşüm büyük anlam taşıyor"

Prof. Dr. Gökmirza, Türkiye'de yaklaşık 20 milyon yapı olduğunu hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Değişik araştırmalara göre, mevcut 20 milyon binanın yaklaşık yüzde 40'ı projesiz, geri kalan yüzde 60'ı ise bir şekilde projelendirilmiş. Bu yüzde 60'ın içinde bile yüzde 10'u yetersiz projelendirilmiş, yüzde 30-35'in de güçlendirmeye ihtiyacı var. Yani geriye kalan yüzde 15'lik kısım için depreme dayanaklı diyebiliyoruz. Depreme dayanıklı yapı tasarımı açısından baktığımızda kentsel dönüşüm büyük anlam taşıyor. Ancak kentsel dönüşüme uğrayan bazı binalarda da olmaması gereken bariz hataları görmekteyiz. Mesela zemin katının yine 'yumuşak kat' dediğimiz projelendirmede istenmeyen durumu içerdiğini görüyoruz. Yani zemin katında diğer katlara göre daha az duvarların mevcut olduğu, hatta bazen zemin katının tamamen boş bırakılarak sadece kolonların olduğu yeni binalar görmekteyiz. Aslında bu bizim yeni deprem yönetmeliği açısından hiç istemediğimiz bir durum. Kendi elimizle binamızı daha hasar görebilir bir hale getiriyoruz. Yeni binalarda bu bariz hataların olması oldukça üzücü. Yürürlükte olan yönetmeliğin öngördüğü şekilde depreme daha dayanıklı yapılar yapmak durumundayız."

Toplumun deprem konusunda bilinçlenme adına oldukça yavaş bir tavır sergilediğinin altını çizen Gökmirza, şunları "Depreme karşı önlem almak noktasında toplumun yavaş hareket ettiğini görmekteyiz. Herkes depremi konuşuyor, herkes deprem tehlikesi ile son derece ilgili, özellikle fayların konumu ve beklenen deprem zamanı konusunda. Ancak 'Nasıl binalarda yaşamalıyız, hangi bölgeler daha az riskli, ya da depremi daha az hasarla nasıl atlatabiliriz?' gibi sorulara gereken hassasiyet gösterilmiyor. Mesela konferans için gittiğimiz okullardaki öğrenciler belki de depremin nasıl bir deneyim olduğunu bilmediklerinden çok ilgilenmiyorlar, halbuki deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılacak şeyleri öğrenmek toplumun bilinçlenme konusunda önemli yer tutmakta. Benzer şekilde bina tetkiki için yaptığımız ziyaretlerde deprem ve depreme dayanıklı yapı konusunda bilinç seviyesinin sınırlı olduğunu gözlemekteyiz." değerlendirmesinde bulundu.  

- "Her ailenin bir afet planı olmalı"  

Prof. Dr. Gökmirza, Türkiye'de nüfusun yüzde 48'inin şehir merkezlerinde yaşadığını ve depremden sonra ne yapılması gerektiğine dair her ailenin bir acil durum planının olmasının büyük önem taşıdığını belirterek, "Deprem olduğunda aile nerede buluşacak? Deprem sonrasını düşünün, çoğunlukla mevcut köprüler, yollar hasarlı olabilecek, elektrik, su veya telefon imkanları olmayabilecek, birbirlerine nasıl ulaşacaklar, nerede toplanacaklar? Dolayısıyla, her aile bunu planlamak durumunda. 1999 Kocaeli depreminde çok acı olaylar yaşadık, aile fertleri birbirlerine ulaşmakta çok zorluk çektiler. Depreme hazırlık toplumun en küçük birimi olan aileden başlayıp, mahalle ve semtler için devam etmeli." dedi.

Depremin habercisi olarak varsayılan yaklaşık 17-18 belirti olduğunu ancak dünyada depremi önceden tespit edecek bir imkanın henüz söz konusu olmadığını vurgulayan Gökmirza, "Depremin zamanının ve yerinin kesin olarak tespiti konusunda şu ana kadar hiçbir ilerleme sağlanmamıştır. Bu nedenle deprem tehlikesine maruz bölgelerde yaşayan herkesin daha gerçekçi olmaya ihtiyacı vardır. Toplumun her ferdi alacak şapkasını önüne bir düşünecek. 'Bir deprem olduğunda bu konutum sağlam mı?' sorusunu herkes kendisine sormalı. Türkiye'nin hemen hemen her bölgesinde az veya çok deprem tehlikesi mevcut. Muhtemelen günün birinde bir deprem olma olasılığı var. Bu yüzden kurumlara olduğu kadar gerçek kişilere de iş düşüyor." diye konuştu.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.