Fatura sağlam, yatırım çürük!

Orta seviyenin altında bir depremde koca bir ülkenin iletişimin kesen ve teknolojik alt yapıyı unuttuğu gözlemlenen Türk Telekom'un yıkılış hikayesini derledik. Halen bankalar tarafında yönetimine el koyulan Türk Telekom, sadece yönetim sorunlarıyla değil, yapmadığı teknolojik alt yapısıyla da baş ağrıtacak.

Fatura sağlam, yatırım çürük!
Ayşe Eda
Ayşe Eda
27 Eylül 2019 Cuma 15:19

Düşük seviye sayılabilecek bir depremden sonra bütün Türkiye'de iletişimi kesen, skandal biçimde yaklaşık bir gün kullanıcılarına hizmet veremeyip; sosyal ve ekonomik hayatı felç eden Türk Telekom olayı analiz edildi. 

Halen yüzde 55'i bankalara, yüzde 45'i devlete borsaya kote olan olan ve yönetim belirsizliğiyle yönetilen Türk Telekom, bir dönemin en önemli şirketlerinden biriydi. 

İşte tüm bu gelişmeler olurken,  Ekonomist Dr. Murat Kubilay, Türk Telekom'un dramatik hikayesini twitterde  geçtiğimiz aylarda anlatmıştı. 

TÜRK TELEKOM'UN HİSSELİ YIKILIŞ HİKAYESİ... 

"Bir zamanlar “en başarılı” özelleştirme olarak gösterilen Türk Telekom, yerli ve yabancı bankalara rehin düştü! Satıldığı ilk yıldan başlayarak içi boşaltılan, aşırı borçlandırılan ve nihayetinde posası kalmış halde devlete kakalanmaya çalışılan Türk Telekom’u gündeme taşıyalım:


Öncelikle Türk Telekom’un borsada işlem gördüğünü; hakkında asılsız haber ve istihbaratlarla manipülasyon yapmanın suç teşkil edeceğini belirtelim. Analizimizde doğruluğu kanıtlanamayacak ilişkiler ve bunlar üzerine kurgulanmış komplo teorilerine kesinlikle yer verilmemiştir.


Bu bilgiselde yer alan tüm bilgiler kamuya açık kaynaklardan elde edilmiştir. Şirkete ait verilerin neredeyse tamamı Türk Telekom’un kendi yayınladığı finansal raporlardan derlenmiştir. Bu uyarılardan sonra şirketin kuruluşundan sonraki süreci kısaca hatırlatarak başlayalım.


 2005’teki ihale sonucunda Ojer Telekom (OTAŞ) şirketin %55 oranında hissesini 6,550 milyar dolara satın aldı.


OTAŞ’ın ana ortağı Lübnanlı Hariri Ailesi’nin sahibi olduğu Oger Telekom. İkinci ortak ise Suudi Telekom şirketi idi. Geriye kalan %45 hisseyse Hazine’ye aitti. 2008’de Hazine’nin %15’lik payı halka arz edildi. 2017’de de Hazine elindeki payların %6,68’ini TVF’ye devretti.

İhalenin yapıldığı gün Türk Telekom ile Telekomünikasyon Kurumu (2008’de ismi BTK oldu) arasında imtiyaz sözleşmesi imzalandı. Buna göre devlete ait olan şebeke, teçhizat ve gayrimenkullerin kullanım hakkı 21 yıl 3 aylığına Türk Telekom şirketine devrediliyordu.


8.Özetle Türk Telekom özelleştirmesi bu imtiyaz hakkı üzerine kuruluydu ve SÜRELİYDİ. Tekel ve Erdemir gibi diğer özelleştirmelerden farklıydı. Sözleşme sonunda (2026) OTAŞ’ın kullandığı şebeke ve teçhizatı kullanılır halde ve şirketi BORÇSUZ bırakma yükümlülüğü vardı.


Bu ön bilgilerden sonra OTAŞ ve Türk Telekom’da neler döndüğünü aktarmaya başlayalım. OTAŞ ihale sonrasında önce peşinatı ve arkasından kalan 5 taksitin ilkini yatırmıştı. 2007’de kalan borcun tamamını tek seferde yatırmak istediğini beyan etti. İşler yolunda görünüyordu.


OTAŞ, hem Türk hem de uluslararası bankalardan büyük bir kredi çekip Hazine’ye olan borcunu peşin ödeyecekti. Bankalar Türk Telekom’un ipotek olarak gösterilmesini istemişti. Fakat Türk Telekom ile yapılan sözleşme gereği bu hisseler ipotek edilemezdi.

Danıştay’ın itirazına rağmen usulsüz bir şekilde ipotek verilmesine göz yumuldu. İşte bu noktadan sonra Türk Telekom’un içini boşaltma operasyonu başladı. Bu aşamadan sonra okuduklarınızın kamuya açık ve tümüyle gerçek bilgiler olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum.


OTAŞ uluslararası bir konsorsiyumdan krediyi almıştı; fakat bu krediyi ödeyecek başka bir geliri bulunmuyordu. Bu nedenle Türk Telekom’un içindeki nakde ve taşınmazlara göz dikildi. Türk Telekom, sürpriz bir şekilde yatırımcısına yüksek kâr payı (temettü) ödemeye başladı.

Öyle ki şirket Borsa İstanbul’da en yüksek temettü veren şirketler listesinde her yıl en üst sıralarda yer alıyordu. Her yıl kârın neredeyse tamamı yatırımcılara dağıtılıyordu.

Şaşırtıcı olan ise Türk Telekom’un sektöründe rekabetçi kalabilmesi için sürekli yatırım yapma zorunluluğunun bulunmasıydı. Ek olarak 2006’da TIM’den Avea’nın %40 hissesi (500 milyon dolar), 2015’te ise İş Bankası’ndan kalan %20 hissesi (340 milyon dolar) satın alınmıştı.

Tüm nakit ve oluşan kâr; temettü ödemesi ve sürekli zarar eden Avea satın almasına gidince, mecburi yatırımlar için Türk Telekom bankaların kapısını çalmak durumunda kaldı. Kasasında yaklaşık 2 milyar dolar nakitle devredilen Türk Telekom bankalara muhtaç duruma düşmüştü.


Bankalardan alınabilen kredi sınırına dayanıldığında 2014 yılında daha fazla borç için uluslararası yatırımcılara 1 milyar dolar ederinde dolar cinsi tahvil (borç senedi) satıldı. Artık Türk Telekom yurt içinde ve dışında birçok yatırımcıya borçlu duruma düşmüştü.

2007’den 2016’ya toplam borçların özkaynaklara oranı neredeyse 6 kat artmış. Ticari kredileri çıkarıp yalnızca finansal kredilere baktığımızda durum daha da feci. Borçluluk oranı 12 kattan daha fazla artmış.

şin enteresan yanı alınan milyar dolarlık borç da temettü olarak şirketten çıkarılıyor, kurumsal yönetimden sorumlu SPK ise adeta uyuyordu. Dolar kuru yükselince, şirketin borçlanma giderleri yükselmeye başladı. Sonunda Türk Telekom zarar eden bir şirket haline dönmüştü.


9 yılda satışlar %78 artmış. Bu artış bırakın büyüme rakamlarını 9 yıllık birikimli enflasyonun (%104) bile altında

Özetle şirket 2006’dan beri kötü yönetildiği gibi sahip olduğu birçok gayrimenkul de satılmış ve oluşan tüm nakit olağanüstü oranlarda temettü ödenerek boşaltılmış. Yetmemiş şirket büyük oranda dolar cinsi borçlandırılmış ve dolar kuru patlayınca zarar kaçınılmaz olmuş.


Tüm bu düzeneğin neticesinde Türk Telekom’un sahibi OTAŞ milyarlarca doları Türkiye’den kaçırmış. Hikâyenin burada bittiğini ve tüm bu yaşananların tipik bir şirketin içinin boşaltması olduğunu söylemek isterdim, ancak olay bir hortumlamadan beter.

2013 yılına dönelim. OTAŞ o yıla kadar milyonlarca doları Türk Telekom’dan çekmişti ve bunun sonucunda bankalara olan borcunu ödemiş olduğu sanılıyordu. Ne de olsa OTAŞ Türkiye’de halka açık bir şirket değildi ve düzenli bilgilendirme yapmasına gerek yoktu.

Mayıs 2013’te OTAŞ’tan sürpriz bir açıklama geldi. Şirket Türk Telekom’u satın alabilmek için kullandığı krediyi yapılandırmak durumunda kalmış. Daha açık bir ifadeyle, Türk Telekom’dan çıkarılan paralarla kredi borcunu ödememiş, paralar buharlaşmış.


Milyar dolarların esrarengiz bir şekilde kaybolması sonrası Oger Telekom’un diğer işleri mercek altına alınmak istendi fakat şeffaflık olmaması sonucu bu paranın nereye uçtuğu bulunamadı. Kesin olan tek şey ise Türk Telekom’un bankalara hala ipotekli olmasıydı.


OTAŞ’ın kredi yapılandırması Türkiye’de bankacılık sisteminin en büyük yapılandırması oldu. Yerli ve yabancı 29 banka 4,478 milyar dolar ve 212 milyon avro ederinde krediyi gönülsüzce yapılandırmak zorunda kaldılar. Ancak kâbus bununla da bitmiyordu.
28.OTAŞ yeni borçların da taksitini Eylül 2016'da ödememeye başladı. Haber bankacılık sektöründe soğuk duş etkisi yarattı. Akbank’ın 1,7 milyar dolar, Garanti Bankası’nın 1 milyar dolar ve İş Bankası’nın ise 500 milyon dolar kadar kredisi batacak gibiydi.

9.Bu noktada “bu bankalar özel sektörün, bize ne kredilerinin batıp bankaların zarar etmesinden” diyerek yaygın liberal hatanın yapılmaması gerektiğini belirtmek isterim. Çünkü ödenmeyen krediler 2001 krizinde olduğu gibi nihayetinde devlete, yani vatandaşın sırtına kalır.


Küçük bir hesap yapalım. Türk Telekom devredildiğinde kasasında 2 milyar dolar nakit bulunmaktaydı. 2006’dan 2016’ya kadar olan süre içinde şirket 3,5 milyar dolar net borç içine düşmüştü. Yalnızca OTAŞ’a bu süre boyunca 7 milyar dolar temettü ödenmişti.


Ödenen 7 milyar dolara rağmen OTAŞ borcunun çok azını ödemişti. Ağırlıklı olarak borç Türkiye merkezli bankalara yıkılmıştı. Şirket borçlulukla birlikte zarar bile eder hale gelmişti. Şirketin %30’unun Hazine’nin yani vatandaşın olduğunu belirtelim.

Peki tüm bu süreç boyunca şirketin hissedarlarından Hazine ne yaptı? Maalesef hiçbir şey! Peki batmasına ramak kalan kredi için BDDK ne yaptı?
 


İmtiyaz süresinin bitmesine 10 yıl kalmış ve şirketin içi boşaltılıp borçlu hale düşürüldüğü için ciddi bir alıcı çıkmadı. Nihayetinde alacaklı bankalar Türk Telekom’un rehin düştüğünü belirten başvuruda bulundular.


Tüm bu sürecin sonunda Türk Telekom’un içi boşaltılmış, büyük ölçüde borçlandırılmış, zarar eder hale getirilmiş durumdaydı. OTAŞ’ın sahipleri isi milyarlarca doları buharlaştırmıştı. Kalan borç ise Türkiye merkezli bankaların sırtına kalmıştı. Yeni bir alıcı ise ortada yoktu.

Bu yaşananlar esnasında “özerk” kurumlar SPK ve BDDK herhangi bir uyarıda bulunma, takibe geçme ve soruşturma açma eylemlerinde bulunmamışlardı. Ancak en enteresanı şirketin %30 hissesini bulunduran Hazine’nin eylemsizliği idi.


Peki tüm olanlar gerçekten yalnızca başarısızlık mı? Yoksa ihmal mi? Ya da kasıtlı göz yumarak yolsuzluğun bir parçası olmak mı? Bu konuda yorumu okuyuculara bırakıyorum. 


Peki şimdi ne olacak? Konuya vakıf olmayan birçok kişi Türk Telekom’un yeniden kamulaştırılması için bir fırsat oluştuğu görüşünde. Ancak atlanan gerçek şu: Türk Telekom zaten 2026’da tek kuruş ödenmeksizin çalışır halde ve borçsuz geri devredilecekti.
 

Dolayısıyla devletin geri satın alması OTAŞ’ın Türk bankacılık sistemine bıraktığı yıkımın üstlenilmesi demek. Şirket bankalara kalırsa tüm yönetim stratejisi borç ödemek üstüne olacak ve gittikçe gerileyecek. Şirketin mevcut halde borcu neredeyse 17,5 milyar TL.

Özetle Türk Telekom’un göz göre göre içine düşürüldüğü durumdan kolayca kurtulması ve buharlaşan milyarlarca doların bulunması mümkün gözükmüyor. "

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.